• Hakkımda
  • İletişim
ResimKitap
TREN

Sorularınız için;

assistant@aysebetil.com

Instagram

@betilesis

Email

info@aysebetil.com
Biyografi

Biyografi

Küçük yaşlardan beri hayal kurar, kurduğu hayalleri oyuna ve resme dönüştürürdü. Yazıyla tanıştıktan sonra öyküler, ardından denemeler yazmaya başladı. İlk öyküsü, ortaokul yıllarında okul dergisinde yayımlandı. Öğretmenleri onun resme olan yatkınlığını erken yaşta fark etti. Bu teşvik, resimle edebiyatın birleştiği bir iç dünyaya yönelmesini sağladı.

Uzun yıllar insan yüzleri çizdi; karakalem portrelerde duyguların ve çelişkilerin izini sürdü. Bir dönem resimden tamamen uzaklaştıysa da kısa süre sonra hem çizime hem de yazıya yeniden döndü. Zamanla karakalemden yağlıboyaya geçti. Doğada bulunmayan renklerle, soyutla somut arasında salınan portreler yaptı.

İlk kişisel sergisi “Ellerimde İnsan Lekeleri”nden sonra, ikinci sergisi “Senden Sonra”da daha önce kimseyle paylaşmadığı öykülerinden kısa pasajlar ekledi. Görsel ile metin arasındaki bu karşılaşma, izleyiciyle beklenmedik bir bağ kurdu. Ardından öykülerini derleyip yeni metinlerle bir araya getirdi ve ilk kitabı olan “Senden Sonra”yı yayımladı.

Planlı ama sezgisel çalışır. Tarz, renk ya da konuya bağlı kalmayı reddeder. Onun için sanat, sınırsız bir oyun ve özgürlük alanıdır. Yaptığı her işin ortak noktası insandır. Özellikle, kaçındığımız duygu ve yönlerimizi görünür kılmayı, sanat yoluyla gerçekleştirmeyi amaçlar. Şimdilerde de görünmeyenle görünen arasındaki geçiş anlarını anlatmaya çalışıyor.

Yazı ve resim, iki farklı ifade şeklidir Ayşe Betil için. Biri diğerinin yerini alamaz ama birlikte bir bütün oluştururlar. İzleyenin ya da okurun bir duyguya tutunmasını değil, kendini duygusunu bulmasını ister. Onun için önemli olan, ne hissedildiği değil, hissedebilmektir...

Manifesto

Yaşamın dokusu içinde ilhamımı, insan yüzlerinin içsel manzaralarından alıyorum; sessiz hikayelerinden, fısıltılarından ve gözlerinde bir anlığına beliren duygudan. Her yüz bir anlatı, dile gelmeyi bekleyen bir hikâyenin parçasıdır. Duyguların dehlizlerine girerek neşenin, hüznün ve aradaki tüm o geçiş anlarının izini sürmeye çalışıyorum.

Resim, benim için sadece bir ifade biçimi değil, bir oyun alanıdır. Çocukluğun kuralsız oyunları gibi, sezgilerin yönlendirdiği, özgür bir yer. Bazen renkler konuşur, bazen çizgiler. Bir duyguya dokunurum önce, sonra o duygu bir görüntüye dönüşür, rengini içimden alır. Bir yüzü çizerken aradığım, bakışın içindeki anlamdır.

Yüzler benim dilimdir. Fırçamın bir hikâye anlatmasını, kelimelerin erişemediği yerde konuşmasını isterim. Onlar aracılığıyla, ortak varoluşumuzun karmaşık iplerini çözmeye çalışırım. İzleyiciyi durmaya, düşünmeye, duyguların alanında biraz oyalanmaya ve kendi iç sesini duymaya davet ediyorum. İsteğim, izleyiciye hiçbir duygunun yönlendirilmediği, yalnızca içtenliğin rehber olduğu, kendi hikâyesi için bir alan açmak.

Bir resim tamamlandığında, artık bana ait değildir. İzleyicinin zihninde yeni bir gerçeklik kazanır. Kendi duygusunu bulduğundaysa ne isme ne de kimliğe ihtiyaç duyar. Resim ile ona bakan arasında görünmez bir köprü kurulur.

Yüzlerdeki duyguları anlatırken, kendimi görünmez kılmayı seçiyorum. Görünmezliğimi, dinginliğin eşlik ettiği bir alan olarak görüyorum. Benim için sanat, isimden çok bir yankıdır. O yankı nerede duyuluyorsa, ben oradayım. Uzakta, ama tümüyle var olmak için çalışıyorum.